Bitkiler
Ekosistem Başarısı
Papua Yeni Gine'deki mercan resiflerinden Kanada'daki boz ayılara kadar bazı ekosistemler, ağır çevresel baskılara rağmen gelişmeyi sürdürüyor.
İklim değişikliği, yaşam alanlarının kaybı ve diğer çevresel baskılara rağmen bazı ekosistemler gelişmeye devam ediyor.

Papua Yeni Gine'deki mercan resifleri, Batı Afrika'daki şempanzeler, Kanada'daki boz ayılar ve Tazmanya açıklarındaki albatros kolonileri, bu beklenmedik başarıların dikkat çekici örnekleri arasında yer alıyor. Sydney Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırma, bu sıra dışı başarı öykülerinin ortak noktalarını inceleyerek hassas ekosistemleri ve onlara bağımlı toplulukları destekleyecek bir çerçeve geliştirmeyi amaçladı.
Nature Ecology & Evolution dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı, Thriving Oceans Research Hub bünyesinde görev yapan Dr. Bing Lin, bu olumlu koruma örneklerini birleştiren üç ortak faktör bulunduğunu belirtti. Lin, farklı kıtalardaki türlerin kendilerine özgü koruma sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, ancak beklenenin aksine başarıya ulaşmalarının benzer nedenlere dayandığını söyledi. Bu nedenler arasında bilimsel çalışmalarla birlikte yerel bilgiye değer verilmesi, karar alma süreçlerinde topluluklara merkezi bir rol tanınması ve yönetim uygulamalarının yerel toplumsal ve çevresel koşullara uyarlanması bulunuyor. Üniversitenin Thriving Oceans Research Hub araştırmacıları, çevresel gerilemeye odaklanmak yerine, zorlu koşullara rağmen beklenenden daha iyi sonuçlar elde eden yerleri, türleri ve sosyal-ekolojik sistemleri ele alan 70'ten fazla araştırmayı inceledi.
Çalışmanın ortak yazarı Profesör Josh Cinner'ın Papua Yeni Gine'deki topluluk üyeleriyle yürüttüğü çalışmalar da araştırmanın ele aldığı örnekler arasında yer aldı. Fotoğraf: Sydney Üniversitesi.
Araştırmacılar, görünüşte birbirinden bağımsız başarılı koruma örneklerini tek bir çerçevede birleştiren ilk kapsamlı sentezi gerçekleştirdi. Böylece insanların ve doğanın zorlu koşullara rağmen gelişmesini sağlayan ortak şartları ortaya koyarken, beklenmedik başarı öykülerini belirlemek ve bunlardan ders çıkarmak için bir yöntem sundular.
Lin, çalışmanın tek tek koruma başarılarını kutlamanın ötesine geçerek bu başarıların nerede ve neden ortaya çıktığını daha iyi anlamaya yönelik bir değişimi temsil ettiğini söyledi. Lin, koruma çalışmalarının çoğunlukla kayıp ve gerileme üzerinden anlatıldığını, ancak büyük baskılara rağmen ekosistemlerin ve bu sistemlere bağımlı insanların gelişmeyi sürdürdüğü yerlerin de bulunduğunu ifade etti.
Dünyanın farklı bölgelerinden elde edilen araştırmaları bir araya getirdiklerinde, bu örneklerin yalnızca şans eseri ortaya çıkan istisnalar olmadığını gördüklerini belirten Lin, söz konusu başarıların gerçek dünyadaki dayanıklılığı anlamaya yardımcı olabilecek ortak özellikler taşıdığını ve başka bölgelerdeki koruma çalışmalarına yol gösterebileceğini vurguladı.
Her başarılı örnek kendine özgü olsa da araştırmada bazı ortak temalar öne çıktı. Bunlar arasında doğaya fayda sağlayan ve yerel çevresel koşullarla kültürel özelliklere uyum gösteren esnek uygulamalar ve süreçler bulunuyordu. Bu uygulamalar, zorlu koşullara rağmen onları hayata geçirebilecek kapasiteye sahip topluluklar tarafından desteklendiğinde daha etkili olabiliyordu.
Toplum yaşamıyla bütünleşen koruma çalışmaları
Thriving Oceans Research Hub direktörü ve araştırmanın ortak yazarı Josh Cinner, dünyanın dikkat çekici mercan resifi başarılarından birinin bulunduğu Papua Yeni Gine'deki kıyı topluluklarıyla 25 yılı aşkın süredir birlikte çalışıyor. Cinner, bölgenin özel bir yer olduğunu uzun zamandır bildiğini, ancak dünya genelindeki yaklaşık 1.700 mercan resifini kapsayan kapsamlı ve nicel bir analizde bu alanın küresel ölçekte öne çıkan başarı örneklerinden biri olarak belirlenmesinin kendisini şaşırttığını söyledi. Cinner'ın sözünü ettiği araştırma, 2016 yılında Nature dergisinde yayımlanan ve mercan resiflerinin geleceğine ilişkin dikkat çekici bulgular ortaya koyan öncü çalışmasıydı.
Bölgedeki köylerde yaşayan insanlar, resiflerin belirli bölümlerini dönemsel olarak balıkçılığa kapatma geleneğini sürdürüyor. Cinner, bu uygulamayı nadas tarımına benzetiyor: Ekosistemlerin toparlanması için zaman tanınıyor ve kaynaklardan yararlanma daha sonra yeniden başlıyor. Cinner'ın daha sonraki araştırmaları, bu deniz koruma uygulamasının toplum yaşamına yerleşmiş olması sayesinde varlığını sürdürebildiğini ortaya koydu. Yaşlılarla gençler arasındaki güçlü ilişkiler, resiflerin yönetiminde paylaşılan sorumluluk ve katılımı teşvik eden kültürel gelenekler, deniz yaşamının zenginliğinin korunmasına yardımcı olurken yerel geçim kaynaklarını da destekledi. Cinner, mercan resiflerinin büyük sorunlarla karşı karşıya olduğuna ilişkin haberlerin öne çıktığı bir dönemde bu örneğin umut ve insan-doğa bağlantısı üzerine alternatif bir anlatı sunduğunu belirtti. Bu toplulukların elde ettiği çevresel başarının, uzun yıllara dayanan yerel deneyimden ve karar alma, yönetim ve kuralların uygulanması süreçlerinin gerçekten yerel sahiplenilmesinden kaynaklandığını ifade etti.
Tazmanya, Batı Afrika ve Kanada'dan başarı örnekleri
Dünyanın birbirinden çok farklı bölgelerinde de benzer bir tablo ortaya çıktı. Batı Afrika'da araştırmacılar, bölge genelinde yaygın bir gerileme yaşanmasına rağmen kritik tehlike altındaki Batı şempanzelerinin bazı popülasyonlarının hayatta kalmayı sürdürdüğünü belirledi. Bu popülasyonlar yalnızca ulaşılması zor ve koruma altındaki alanlarda bulunmuyordu. En güçlü şempanze popülasyonlarına, yerel toplulukların avcılığı caydıran ve yaban hayatıyla bir arada yaşamayı destekleyen kültürel gelenekleri ve toplumsal normları sürdürdüğü bölgelerde de rastlandı.
Kanada'daki Great Bear Yağmur Ormanları'nda ise İlk Milletler toplulukları, yerli halkların doğayı koruma anlayışını ve bilgisini çevresel yönetimin merkezine yerleştirerek boz ayıların korunmasına öncülük etti.
Bu yaklaşım, koruma çalışmalarını güçlendirirken toplulukların kendi kararları üzerindeki yetkisini ve insanlarla yaşadıkları topraklar arasındaki bağı da destekledi.
Tazmanya'da hassas durumdaki shy albatrosunun korunması da bilim insanları, yaban hayatı yöneticileri ve politika yapıcılar arasındaki yakın iş birliğinin nasıl başarılı sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Ortaklaşa alınan kararlar sayesinde albatros yavrularını parazitlerden korumaya yönelik yenilikçi uygulamalar geliştirildi, koruma programları genişletildi ve gelecekteki popülasyon yönetimi seçeneklerini değerlendirmek için kalıcı bir süreç oluşturuldu.

Lin, geliştirilen yeni çerçevenin koruma çalışmalarındaki başarıları belirlemek, karşılaştırmak ve bunlardan öğrenmek için pratik bir yöntem sunduğunu söyledi. Bu yaklaşımın hükümetlerin, toplulukların ve çevre kuruluşlarının birbirinden bağımsız örnekleri kutlamakla yetinmeyip daha sistematik biçimde ilerlemesine yardımcı olabileceğini belirtti. Lin'e göre bu başarı örnekleri; süreçlerin, insanların ve yerlerin olumlu etkileşimi sonucunda ortaya çıkıyor.
Araştırmacılar, farklı türdeki koruma başarılarını destekleyen koşulları belirleyebilecek bir yöntem geliştirmeyi amaçlıyor. Dünyanın farklı ekosistemlerinde ortak bir dil oluşturulması sayesinde bu örneklerin tutarlı biçimde karşılaştırılması ve küresel ölçekte daha iyi sonuçlar elde edilmesi hedefleniyor. Cinner da çevre haberlerinin çoğunlukla krizlere odaklandığı bir dönemde araştırmanın umut verici bir mesaj taşıdığını belirtti. Cinner'a göre yerel ölçekteki başarılı koruma örnekleri, birbirinden bağımsız mucizeler değil. Bu başarılar, fark edilebilen, başka bölgelerde uygulanmak üzere öğrenilebilen ve uyarlanabilen ortak örüntüler izliyor. Bu durum, hem insanları hem de doğayı korumaya yönelik çalışmalar için gerçekçi bir iyimserlik kaynağı sunuyor.