Bitkiler

Ağaç Dikmek Yetmez

Ağaç dikmek, iklim değişikliğiyle mücadelede en görünür ve kolay anlatılan yöntemlerden biri haline geldi.
Daha fazla ağacın daha fazla karbon emeceği ve gezegeni soğutacağı düşüncesi oldukça basit görünüyor.
Dünya genelindeki restorasyon girişimleri de büyük hedefler ortaya koyuyor. Bunlardan biri olan Bonn Challenge, 2030'a kadar 350 milyon hektar (865 milyon akre) bozulmuş ve ormansızlaşmış alanın yeniden canlandırılmasını hedefliyor. Ancak bir ağacın dikilmiş olması onu otomatik olarak iklim çözümü haline getirmiyor. Yoğun ağaç örtüsüne sahip olmayan her arazi de bozulmuş sayılmıyor. Ağaçlandırma çalışmaları doğal çayırları, çalılıkları ve savanları hedeflediğinde bir ekosistemin yerini başka bir ekosistemin almasına, su kaynaklarının azalmasına ve geçim kaynaklarının zarar görmesine neden olabilir.
2007'de Afrika Birliği, Sahra Çölü'nün güneye doğru genişlemesini durdurmak amacıyla Büyük Yeşil Duvar Girişimi'ni başlattı. Senegal'den Cibuti'ye kadar 22 ülkeyi kapsayan girişim, ağaç dikimi ve peyzaj restorasyonuyla bölgenin yeniden canlandırılmasını amaçlıyordu. Ancak yaklaşık 20 yıl sonra girişimin sonuçları karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Asıl önemli olan, ağaçları restorasyona uygun ekosistemlerde dikmektir.

Kurak Alanlar Canlı Ekosistemler

Çayırlar, çalılık alanlar ve savanları kapsayan kurak alanlar çoğu zaman sahip olmadıkları özelliklerle tanımlanıyor. Su, yoğun bitki örtüsü veya tarımsal potansiyelin az olması bu alanların verimsiz olduğu izlenimini yaratabiliyor. Oysa kurak alanlar, Dünya yüzeyinin yaklaşık %40'ını kaplıyor, milyarlarca insana yaşam alanı ve geçim kaynağı sağlıyor. Aynı zamanda küresel karbon döngüsünün yıldan yıla değişiminde önemli rol oynuyor. Bu ekosistemler düşük ve değişken yağış miktarlarına, tekrarlanan kuraklıklara ve doğal bozulmalara uyum sağlayarak gelişti. Yerli otlar, çalılar, dağınık ağaçlar ve biyolojik toprak kabukları restorasyona ihtiyaç duyulduğunun göstergesi değil. Bunların tamamı işleyen bir ekosistemin parçalarıdır. Bu ayrım büyük önem taşıyor. Çünkü küresel restorasyon hedefleri, doğal olarak açık olan bu alanları ağaçlandırılabilecek bölgeler olarak değerlendirebiliyor. Ekologlar, eski çayır ve savanlara ağaç dikilmesinin ekosistemleri yeniden canlandırmak yerine biyoçeşitliliğe ve ekolojik yapıya zarar verebileceği konusunda uyarıyor.
Ağaç sayısının artması daha fazla odunsu bitki örtüsü anlamına gelebilir. Ancak bu durum aynı zamanda mevcut peyzajın ekolojik ve biyolojik çeşitliliğinin azalmasına yol açabilir.

Kurak Alanlarda Ağaçlandırma Riski

İlk sorun sudur. Ağaçlar suya ihtiyaç duyar. Uygun yerlerde yetiştirilen yerli ağaçlar gölge, yaşam alanı, gıda ve karbon depolama gibi faydalar sağlayabilir. Ancak sorun, su dengesini göz ardı eden geniş çaplı ağaçlandırma çalışmalarıdır.
Su kaynaklarının sınırlı olduğu ekosistemlere uygun olmayan ağaçların dikilmesi, nehir ve akarsulardan geçen su miktarını önemli ölçüde azaltabilir. Böylece karbon depolama ile su kaynaklarının korunması arasında bir denge sorunu ortaya çıkabilir. Bu durum yer altı su seviyelerini, aşağı havzalardaki ekosistemleri, tarımı ve hanelerin suya erişimini etkileyebilir. İkinci konu ise karbonun tek değerlendirme ölçütü olmamasıdır. Açık bitki örtüsü ve açık renkli topraklar, koyu renkli ağaç örtüsüne kıyasla genellikle güneş ışığını daha fazla yansıtır. Bu alanların ormana dönüştürülmesi, bir yüzeyin ne kadar güneş ışığını yansıttığını ifade eden albedoyu düşürür. Bunun sonucunda güneş enerjisinin daha büyük bir bölümü yüzey tarafından emilir. Araştırmalar, albedo değişiminin yeni ağaç örtüsünden beklenen iklim faydalarının önemli bir bölümünü dengeleyebileceğini gösteriyor. Bu etki bazı kurak alanlarda özellikle önem taşıyor. Dolayısıyla yalnızca depolanan karbon miktarını hesaplamak, ağaçlandırmanın gerçek iklim faydasını olduğundan büyük gösterebilir.

Kurak Alanlarda İşe Yarayan Yöntemler

Çiftçiler tarafından yönetilen doğal yenilenme yöntemi, mevcut köklerden, kütüklerden veya tohumlardan yeniden filizlenen yerli ağaç ve çalıların korunmasını ve yönetilmesini sağlıyor. Nijer'de çiftçilerin beyaz akasya ve diğer faydalı türlerin doğal yenilenmesini yönetmesi, toplu fidan dikim kampanyalarına ihtiyaç duyulmadan yaklaşık 5 milyon hektarlık (12 milyon akre) alanın yeniden yeşillenmesine katkı sağladı. Beyaz akasya, Afrika'nın ve Batı Asya'nın bazı bölgelerine özgü dikenli bir ağaç türü. Çiftçiler yeniden büyüyen bitkileri seçip yönettiği için bu yöntem ürünler, hayvancılık ve yerel olarak değer verilen türlerin ihtiyaçlarına göre uyarlanabiliyor. Burkina Faso'da ise çiftçiler, zaï adı verilen geleneksel yöntemi yeniden canlandırıp geliştirdi. Bu yöntemde yağmur suyunu toplayan ve gübre veya kompostu bitkilerin çevresinde yoğunlaştıran dikim çukurları kullanılıyor. Toprak ve su koruma araştırmaları, zaï ve benzeri uygulamaların bozulmuş arazilerin iyileştirilmesine ve zorlu yağış koşullarında üretimin artırılmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Burada restorasyon, arazinin ormana benzemesiyle tanımlanmıyor. Asıl amaç toprağın işlevini, bitki örtüsünü ve insanların geçim kaynaklarını yeniden kazanmaktır. Bazı bölgelerde ise doğal çayır örtüsünün korunması, otlatma baskısının yönetilmesi, mevsimsel hareketliliğin yeniden sağlanması, istilacı türlerin kontrol edilmesi veya biyolojik toprak kabuklarının korunması gerekebilir. Yerel olarak uygun çalı ve ağaçların yeniden gelişmesine yardımcı olmak da başka bir seçenek olabilir. Her bölge için geçerli tek bir yöntem bulunmuyor. Önemli olan, o bölgenin koşullarına uygun yöntemin uygulanması.

Öncelik Ekosistem Olmalı

Ağaç dikimi, ormansızlaşmış ekosistemlerde ve yerel türler, su kaynakları, arazi mülkiyeti ve uzun vadeli yönetim koşulları birbiriyle uyumlu olduğunda değerli bir restorasyon yöntemi olabilir.
Kurak alanlardaki tarım arazilerinde ağaçların tarım ürünleri veya hayvancılıkla birlikte yetiştirilmesi ve bitkilerin doğal olarak yenilenmesine izin verilmesi de etkili olabilir. Ancak bu başarılı örnekleri, daha fazla ağacın her durumda iklim için daha iyi olduğu şeklinde evrensel bir kurala dönüştürmek sorun yaratıyor. Hükümetler ve bağışçı kuruluşlar, ağaç dikim kampanyalarını desteklemeden önce bir projenin doğal ekosistemi yeniden oluşturup oluşturmadığını, su kaynaklarını koruyup korumadığını ve yerli biyoçeşitliliği sürdürüp sürdürmediğini değerlendirmeli. Kurak alanlar başarısız olmuş araziler değil. Bunlar karbon depolayan, biyoçeşitliliği destekleyen ve milyonlarca insanın yaşamını sürdüren kendine özgü ekosistemlerdir. Bu nedenle ait olmadıkları yerlere ormanlar yerleştirmek yerine, o bölgelerde zaten yaşamaya uyum sağlamış canlıları ve ekosistemleri korumaya daha fazla önem verilmesi gerekiyor.

Favorileriniz

Görüntülemek için bir liste seçin